Kitaplar | Konular | Dost Kazanma ve insanlari Etkileme Sanati

3. Yanlışınızı Kabul Ediniz

Newyork'un merkezinde oturuyorum. Evimin biraz ilerisinde geniş bir ağaçlık var. Burada ilkbaharda çiçekler açar, sincaplar koşuşarak yuvalarında yavrularını büyütürler. Forest Parkı adını taşıyan bu ağaçlık, Kolomb'un Amerika'yı keşfetmesinden bu tarafa buradadır. Ara sıra köpeğimi de yanıma alarak bu ağaçlıkta dolaşırım. Dolaşırken çok az insana rastlarım, köpeğimi serbest bırakır ve tasmasız dolaşmasına izin veririm.

Bir gün ağaçlıkta atlı bir polise rastladım. Polis bana:

- Köpeğinizi tasmasız, ağızlıksız dolaştırmaktaki amacınız nedir? Kurallara uymadığınızı biliyor musunuz? dedi.

- Evet biliyorum, dedim, ama bu yüzden kimseye zarar gelmeyeceğini zannettim.

- Zarar gelmeyeceğini mi zannettiniz. Ama kanun böyle zannetmenize müsaade etmez. Köpeğin ya bir çocuğu ısırırsa. Size bu sefere mahsus ceza vermiyorum. Ama size bir daha böyle rastlarsam gerekli işlemleri yaparım.

Fakat köpeğim ağaçlığın içinde tasmalı ve ağızlıklı dolaşmaktan hoşlanmıyordu. Ben de onu serbest bırakmak istiyordum. Bir gün ortalarda kimsenin olmadığını gördüm ve köpeğimi serbest bıraktım. Fakat çok geçmeden polisle karşılaştık. Köpeğim polise doğru koşuyordu. Başımın belaya girdiğini anladım, polisin konuşmasına izin vermeden atıldım ve:

- Ben suçluyum! Özür dilemeye hakkım yok. Siz bizi uyarmıştınız, ama hata yaptık ve hatamızı tekrarladık, görevinizi yapabilirsiniz!

Memur yumuşak ve tatlı bir sesle cevap verdi:

- Küçük bir köpeği ormanda etrafta kimse yokken serbest bırakmaktan kimseye bir zarar gelmez. Ben itiraz ettim:

- Ama kanun buna müsaade etmiyor

- Evet ama, bu küçük köpekten kimseye zarar gelmez ki...

- Ama ya başka bir canlıya zarar verirse Memur iyice yumuşamıştı:

- İşi amma da ciddiye aldınız! Bana kalırsa siz onu, burada benim görmeyeceğim bir yerde serbest bırakın, ben de görmemiş olayım.

Polis memuru da her insanın yaptığı gibi önemli birisi olduğunu hissettirmek istiyordu. Ben hatamı kabullenince, durum değişti. Onun gururunu tatmin etmesi gerekti.

Ya ben kendimi savunmaya kalksaydım ne olurdu? Bir tartışma! Ve bunun da nasıl biteceğini tahmin edebilirsiniz.

İnsan başkası tarafından eleştirilmeden önce suçunu kabullenir ve karşısındakinin söyleyeceği sözleri doğrudan doğruya kendisi anlatırsa, bunları başkasından dinlemesine gerek kalmaz.

O halde siz, başkası tarafından sizin aleyhinize söylenebilecek sözleri kendiniz söyleyiniz ve başkasına bunun için fırsat vermeyiniz. Durumun hemen değiştiğini göreceksiniz.

Reklam afişleri hazırlayarak hayatını kazanan Ferdinand Warren bir müşterisine karşı bu taktiği kullanmıştı.

"Reklam resimlerinde amaca uygun resimler kullanmak ve müşteriyi memnun etmek gerekmektedir. Bazı müşteriler siparişlerinin hemen teslim edilmesini isterler. O zaman bazı hataların olması gayet doğaldır. Bazı sanat editörleri de yapılan işte hata bulmaktan zevk alırlar.

"Bir gün bunlardan birisi bana telefon edip bürosuna davet etmişti. Telefonda bir hatanın düzeltilmesi gerektiğini anlatmıştı. Hemen bürosuna gittim, iş sahibinin sinirli bir şekilde beni beklediğini gördüm. Ben hemen suçu üzerime aldım.

- Sizin verdiğiniz işle uğraşırken elimde başka işler de vardı. Bu yüzden bazı hatalar yapmış olmam doğaldır. Son derece üzgünüm.

İş sahibi hemen beni savunmaya başladı:

- Hata o kadar önemli değil ki, yalnız...

Sözünü tamamlamasına imkan vermeden devam ettim:

- En önemsiz görünen hata hazan kötü sonuçlar doğurabilir ve insanları sinirlendirebilir.

İş sahibi yine beni savunmak istedi. Buna izin vermedim ve devam ettim.

- Daha dikkatli hareket etmeliydim. Siz bana devamlı iş veriyorsunuz. Sizin işlerinizi daha dikkatli yapmalıydım. Bu resimleri yeniden yapacağım.

- Hayır, sizi yeniden rahatsız etmek istemem. Ve eserimi överek ufak tefek hataların bulunduğunu, yapılan hatanın kendisine hiçbir zarar vermediğini anlattı.

Kendimi eleştirmem onu yatıştırmıştı. İş sahibi beni o gün yemeğe götürdü ve ayrılmadan önce başka işler verdi ve verdiği işler için hemen bir çek yazdı.

Hatayı kabul etmemek çok kolaydır, hatasını kabul etmek insanın değerini arttırır.

Robert Lee'nin Getyysburg'da başarısızlığa uğramasının nedeni de budur.

Amerikan iç savaşı sırasında Lee müthiş bir hata yapmıştı. Ve Lee bu yüzden başarısızlığa uğramış, Şimale doğru ilerleyememişti. Lee bu duruma son derece üzülmüş, sarsılmış ve istifasını göndererek Konfederasyon başkanından, daha genç birisinin tayinini istemişti. Oysa başarısızlığının asıl sebebi Pickett'di. Ve onun yaptığı hücumu idare edememesiydi. Bu yüzden Lee, kendini savunabilirdi. Picket süvari kuvvetlerine zamanında yetişememiş, bu yüzden de başarısız olunmuştu.

Ama Lee, suçu başkalarına yıkamayacak kadar asil birisiydi. Pickett mağlup askerleri hatlarına dönerken karşılamış "bütün olanların kendi hatası olduğunu söylemiş, sarası ben kaybettim." demişti.

Böyle asil ve sağlam karakterli kumandan çok az bulunur.

Elbert Hubbard, bir milleti galeyana getiren ilginç bir yazardı, yazılarını genellikle başkalarını eleştirmek yönünde yazardı. Bu sayede kendisine düşman olan insanları kısa sürede dost edinmesini bilirdi.

Hubbard'in okuyucularından birisi bir gün ona bir mektup yazmış, makalesini hiç beğenmediğini söylemişti. Hubbard ona şu cevabı vermişti:

"Doğrusunu isterseniz ben de bu yazımı beğenmedim. Sizin düşüncelerinizi öğrenerek sizden istifade ettim ve buna memnun oldum. Bir gün beni ziyaret etme lütfunda bulunursanız memnun olurum. Hürmetlerimin kabulünü rica ederim"

Size bu şekilde davranan bir insanı nasıl karşılarsınız? Yönettiğim kursların birisinde sırayla herkesin ayağa kalkmasını ve kursa katılan arkadaşlarının kendisi hakkında neler düşündüklerini sormalarını istemiştim. Herkes fikrini yazacaktı. Ama herkesin düşüncesini rahatça belirtebilmesi için isimlerini kâğıtlara yazmamalarını söyledim. Herkes arkadaşı hakkında ne düşündüğünü yazmıştı. Bu yazılar okunduktan sonra birisi bana müracaat ederek şikayette bulundu. Arkadaşları kendisinin aleyhine çok ağır yazılar yazmış, onun kötü birisi olduğunu söylemişler, hatta birisi onun kurstan atılması gerektiğini yazmıştı.

Kendisini sınıfın huzuruna çıkıp konuşması için davet ettim. O da kabul etti. Konuşurken söylenen sözleri tekrar ettikten sonra, bunları yazanlara karşı hücum edeceğine, şu sözleri söyledi:

"Arkadaşlar! Aranızda sevilen birisi olmadığımı anlıyorum. Bir gerçek varsa o da sizin doğru düşündüğünüzdür. Aleyhimde yazılan yazılara üzüldüm. Yazılarınızdan istifade etme imkanını buldum. Çünkü hatalarımı öğrendim. Ben de insanım kendimi herkese sevdirmek isterim. Bunun için bana yardım etmenizi istiyorum. Bana yapacağınız en büyük yardım, benim hatalarımı bana söylemenizdir. Bu sayede kendi yanlışlarını görme imkanını elde edeceğim."

Bu sözleri söylerken son derece samimi, son derece doğaldı. Birkaç gün sonra onu eleştirenlerin hepsi onun dostu olmuştu.

Onun verdiği yumuşak cevap, kendisine karşı olan tutumu değiştirmişti.

Haklı olduğumuz zaman insanlara bu haklılığımızı nezaketle, tatlılıkla kabul ettirmeli ve yanlış yaptığımız zaman hemen kabul etmeliyiz.

Şu atasözünü unutmamalısınız: Kavgayla hiçbir zaman bir şey elde edemezsiniz. Ama karşınızdakinin hakkını vermekle beklediğinizden fazlasına nail olursunuz."

İnsanları kazanmak ve onların sizin düşündüğünüz gibi düşünmesini istiyorsanız üçüncü kural şudur:

Eğer yanlış yapmışsanız, bu yanlışınızı hemen kabul ediniz.


Konular