Açılış  Giriş Sayfası Yap
Favori  Sık Kullanılanlara Ekle
www.ihya.org 4. yilinda
MC ÜYE İŞLEMLERİ
Üyeadi:
Parola :

Kitaplık > Ferit AYDIN > ARAPÇANIN ÖNEMI > Arapçanın Türkiyede Çağrıştırdığı Çelişkiler

Arapçanın Türkiyede Çağrıştırdığı Çelişkiler

Bu konuda zor sayılabilecek kadar çelişkiler mevcuttur. Bunlardan aşağıda sadece sekiz örnekle yetinilmiştir:

1. Türkiyede kültürsüzlük çok yaygın olduğu için halk birçok şeyi birbirine karıştırmaktadır. Örneğin günümüzde Türkiyeli birçok üniversite mezunu bile halâ İranı bir Arap ülkesi olarak bilmekte, İranın resmi dili olan Farsçayı Arapça ile karıştırmaktadır.

2. Yine bu kültürsüzlüğün bir sonucu olarak Türkiyede halkın büyük çoğunluğu, Arapçaya «Eski Türkçe» demektedir. Oysa bu adın yakıştırılabileceği sözde bir dil vardı. Bu dil birkaç yüz yıl zorla yaşatılmıştı. Çünkü kısa dönemlerle birçok değişikliğe uğramıştı. Ve çünkü doğal bir dil değildi. Nihayet «Harf Devrimi»nin «kanla irfanla» gerçekleştirildiği 03 Kasım 1928 günü hemen ortadan kayboldu. Sanki bu dille hiç konuşulmamış, bu dille hiç bir kitap yazılmamıştı! Bu dilin adı «Osmanlıca» idi. Osmanlıca ise, çok az Türkçe ve binlerce Arapça ve Farsça kelimeden oluşan son derece karmaşık bir dildi. Cumhuriyet dönemi boyunca Arapça hep bu dille karıştırıldı. Nerede Arap harfleriyle bir yazı, bir kitap görüldü ise ona hep «Eski Türkçe» adı verildi.

Bu dil, sadece saray, devlet ve bürokrasi dili olarak kullanılıyordu. Halk bu dili hemen hiç anlamıyordu. onun için devletle vatandaş arasında bu dil bir uçurum oluşturmuştu. Çünkü bu dil, Arap alfabesiyle Türkçe yazmak ve Arap sözlüğünden alınıp, başka anlamlar yüklenmiş binlerce kelime ile sözde Türkçe konuşmak gibi tarifi güç bir iletişim aracı idi. Bu kelimelerin birçoğu, günümüzde de –Arapçadaki anlamlarından farklı olarak- kullanılmaktadır. Örneğin sıkça kullandığımız «ithalât» ve «ihracat» kelimeleri bunlardandır. Bu iki sözcük Arapçada, «sokmalar» ve «çıkarmalar» demektir. Araplar, «dışalım» anlamında «İstîyrâd», «dışsatım» anlamında da «tasdîr» terimlerini kullanırlar. Bu anlamda, «İthalât ve İhracat» diye bir tabir, Arap ülkelerinde kullanılmamaktadır.

Uygar dünyanın Osmanlı Devleti üzerinde yarattığı baskının kaçınılmaz bir sonucu olarak bu tuhaf dil tarihe karıştı. Böylece Türkler kendi öz dillerine biraz yakın olan Anadolu Türkçesi ile konuşma imkânına kavuştular.

Ne var ki Osmanlıcayı Arapça ile karıştırma yanlışlığı halâ devam etmektedir. Çünkü Türkiyeliler Arapçayı, Farsçadan ve Osmanlıcadan ayırt edebilecek kültüre sahip değildirler.

3. Bütün büyücüler, üfürükçüler ve şarlatanlar yaptıkları türlü türlü büyü, ve muskalarda, hemen her zaman Arap alfabesini ve Arapça metinleri kullanmaktadırlar. Bu insanların hepsi de eğitimsiz oldukları için kopya yolu ile muska ve büyülerini hazırlamaktadırlar. Onun için hemen hiç bir büyücünün muskası okunamaz. Bu ilginç çelişkinin Arapça ile ne ilgisi olabilir? Çünkü Arapça bir dildir. Kurânın dili olması, Onun, bu illegal ve zararlı amaçlar uğruna kullanılması için bir gerekçe oluşturamaz. Üstelik bu husus, Arapçayı yukarıdaki amaçlarla kullanmayı imkânsızlaştırır. Çünkü Kurâna göre büyücülük, falcılık, medyumluk, şarlatanlık ve her türlü sahtekârlık ağır suçlardan sayılmıştır.

4. Türkiyenin içinde, tren, vapur ve otobüs gibi toplu ulaşım araçlarından biri ile yolculuk yaparken veya büyük kentlerimizden birinde örneğin bir parkta, bir çay bahçesinde çantanızdan, önce İngilizce, Fransızca veya Almanca bir gazete veya dergi gibi bir yayını çıkarıp içinizden okurken, arada bir, göz altından etrafınıza bakınız; kimsenin fazla dikkatini çekmediğinizi göreceksiniz. Buna karşın eğer elinizdeki gazete Arapça ise, durum hemen değişir, yüzlerdeki ifadelerin hemen değişiverdiğini fark edersiniz. Etrafınızdaki insanların adeta rahatsız olduklarını görürsünüz. Aslında onları rahatsız eden siz değilsiniz. Tam tersine onlar bilerek veya bilmeyerek sizi rahatsız etmektedirler. Nitekim o gazeteyi çantanıza koyuncaya kadar (belki daha sonra da), uzun süre göz hapsinde sessiz bir işkence yaşarsınız.

5. İlk kez (örneğin Hac münasebetiyle), Türkiyeli Tarikatçı medrese hocalarından birini, Arap ülkelerinden birine ayak basarken görürseniz, unutamayacağınız sahneler yaşayabilirsiniz.

«Hoca Efendi»nin, meselâ bir Arapla konuşmak için -adetâ cama tırmanırcasına- nasıl zorlandığını, kelimeleri nasıl gevelediğini, kullandığı yanlış sözcükler ve bozuk aksanı yüzünden Arap muhatabını nasıl tuhaf bir manzara karşısında bıraktığını gözlerinizle görür ve Arapça bilmediğiniz halde hoca ile birlikte nasıl bir işkence yaşadığınızı çok iyi anlarsınız.

Bu durum, Arapça bildiğini ileri süren bir Türk gazeteci için de aynen söz konusudur. Fakat gazeteci, medrese hocası gibi gözü kapalı ve yabani olmadığı için, Arapça bilmediğini size sezdirmeyecek nice hilelere başvurarak sizi yanıltabilir; ta ki onun oyunlarını bozabilecek biri çıkıp kendisini mahcup edinceye kadar. Tabi eğer onun kızaran bir yüzü varsa!

6. Türkiyenin İstanbul, Ankara İzmir ve Konya gibi büyük kentlerinde Bayram, Cuma ya da kandil günlerinde büyük bir camiye girerseniz kürsüde, -binlerce insana karşı- vaz eden koca kavuklu, cüppeli, havalı bir adam görürsünüz. Bu şahıslar; ayet, hadis, kitap, sünnet, din, iman ahlâk diye birçok şeyi saatler boyu anlatır dururlar. İşin iç yüzünü bilmeyenler bu kişilerin, Kurânın dilini çok iyi bildiklerini; onu, bir sözlü ve yazılı anlatım dili olarak da başarıyla kullandıklarını sanırlar. Oysa mümkün olsa de bunların karşısına örneğin Mısırlı bir çöpçü bile çıksa o sırada ne ilginç manzaralar yaşanacağını tahmin etmelisiniz!

7. Halkı Arap olmayan Endonezya, Malezya, Pakistan, Bangladeş ve Nijerya gibi ülkelerde bile yüz milyonlarca «müslüman» ve mümin, «Esselâmu aleykum» diye selamlaşırlar. Fakat Türkiyede, bu her iki kelime de hem sentaktik, hem de fonetik olarak çarpıtılmıştır. Nitekim bu selâm şeklini tercih edenler, bu iki kelimeyi «Selâmün aleyküm» şeklinde telâffuz ederler. Oysa Arapçada «Ü» sesi hiç yoktur. Ne dersiniz, acaba «Kem küm etmek» tabiri, bu yanlışa ilk karşı çıkarların hatırası olarak mı kaldı?!

8. «İlâhiyât Fakültesi» yerine, neden örneğin, «Din bilimleri Fakültesi» gibi çok daha uygun ve anlaşılır Türkçe bir isim kullanılmadığını biliyor musunuz? Eğer bilmiyorsanız, Türkiyenin dışında, tarafsız ve birikimli ilim adamlarına bu soruyu yöneltiniz, ülkemizde yaşanan din anarşisini deşifre edecek çok ilginç cevaplar alabilirsiniz!!

Bu birkaç çelişki bile, «Türkiye» ile «Arapça» kelimelerini yan yana getirdiğiniz zaman akla ne şaşırtıcı şeyler getirebileceği hakkında yeterli ipuçları vermektedir.
Ferit AYDIN - www.ihya.org - ARAPÇANIN ÖNEMI


Eserin yazarı Ferit AYDINEser: ARAPÇANIN ÖNEMI

03.11.2009 tarihinden beri 6206 defa okundu. Son gösterim: 19.08.2019 - 06:40

Kitaplardan Konular

· Arapçanın Önündeki Engeller
· 7. Statüko Engeli.
· 8. İllegal Baskı Engeli.
· Türkiyede Arapça Öğreten Kurum Ve Kuruluşlar Ve Bu Merkezlerin Mahiyeti
· Sonuç
· 1. Mahalli Dillerin Yapılarından Kaynaklanan Engeller.
· 2. Yaygın mahalli dili (yani Türkçeyi) çok iyi düzeylerde bilmemekten kaynaklanan engeller.
· Arapçanın Türkiyede Bir İletişim Aracı Olarak Algılanamamış Olmasının Temel Nedenleri
· Arapçanın Türkiyede Çağrıştırdığı Çelişkiler
· Arapçanın Önemi




Google
 
Web ihya.org
CepAlem Gazeteler E-Kart E-Kitap Saglik Şiirler Sözlük
Kuran Meali Hadis Namaz Vakitleri Ingilizce Samil Fıkıh Fetva Rüya Tabiri
Kamus Hikayeler Forum Dini Terimler Haberler Oyun Resimler Ilahiler
Terimler isimler Sosyal Kavram Hadis Sözlügü imsakiye
Üniversite taban puanları ilmihal Rehber